9 Ocak 2013 Çarşamba

Kış, Çocukluğumuzdan Helal Bir Nefestir

                Uludağ'ın eteklerinden herkese merhaba! Malum, mevsim kış olunca, kış mevsiminin uğrak yerlerinden olan Uludağ'ı zikretmeden geçemedim.
                Birkaç gündür aralıksız yağan kar yağışı ile kışa sağlam bir merhaba dedik. Bizim zamanımızda bu kadar şiddetli kar yağdığını, sadece bir kere hatırlıyorum. Okullar bir hafta kadar tatil edilmişti. Sevinçten deliye dönmüştük diyebilirim. :) O yüzden, şuan okulu tatil oldu diye sevinen minikleri hiç de yadırgamıyorum. Hatta, doya doya kartopu savaşı yapacaklarını, eğleneceklerini düşündükçe onlar adına seviniyorum. Çünkü hepimizin bildiği gibi, çocuklar artık çocuk gibi vakit geçiremiyorlar maalesef. Bilgisayar çağına uygun olarak, bilgisayar ve televizyon çocuğu olarak büyüyorlar. Bu durumdan her zaman rahatsızlık duymuşumdur. Kendi çocukluğumu düşündüğümde, çok farklı sahneler geliyor hatrıma. Zihnime ilişen eski, kurmaca oyunlarımız, aslında bizi ayaklarımızın üzerinde durmaya, kendi başımıza bir şeyler yapmaya teşvik ediyormuş, henüz fark ediyorum. Fakat yeni nesil çocuklar böyle değil. ''Oyun'' dediğimizde, akıllarına gelen oyunlar, sanal alemde oynanan, hazır, bir uğraş gerektirmeyen ve oturdukları yerden oynayabildikleri oyunlar oluyor. Halbuki ''oyun'' kelimesinin bizim zihnimizde yaptığı ilk çağrışım ''sokak'' olurdu. Zira biz sokakta oynardık, sokakta öğrenirdik. Bana kalırsa bu sanal oyunlar çocukların sosyal hayatını kötü etkiliyor. Çünkü bir makinayla oyun oynamak, içler acısı... Halbuki eski oyunların çoğunun gereklerinden biri, takım oluşturmaktır mesela. Takım ruhunu küçük yaşta öğrenen çocuk, paylaşmayı ve arkadaşlığı da heybesine katarak yoluna devam eder. Anlatmak istediğim şey, bu neslin yetişme tarzındaki bencillik. Fakat bu konuyu, ayrı bir başlık altında paylaşmak üzere, burada kesiyor ve asıl konuma dönüyorum.
                 Ne demiştik, kartopu savaşı... Sanırım eskilerden günümüze, mevsimsel avantajı ve tekliği sayesinde kartopu savaşı erişmiş. Çocuklar gibi biz büyükler de bu eğlenceli oyuna kayıtsız kalamıyoruz. Mesela kar yağdığında benim içim içime sığmaz. Yarım saatlik, minik aralıklarla pencereden bakarım. Çatılar, ardından balkonlar ve en son kaldırımlar da beyaza büründü mü, beni evde hiçbir güç tutamaz, fırlarım sokağa. Nitekim ailem de böyle. Bu konuda şanslı hissediyorum kendimi. Şanslı olduğum diğer bir konu ise, ailemden ayrı yaşadığım bir şehirde, artık ikinci ailem olan canım arkadaşlarım da, pek sever karlı günleri. Durum böyle olunca, dün gece bu saatlerde attık kendimizi sokaklara, kartopu savaşına :)
                  Eski okulumuzun bahçesi bu plan için gayet uygun bir yerdi. Ve bu istikamette ilerledik; düşe kalka... Fethiye'nin tüm yolları buz tutmuş olsa da, bizi engelleyemedi. Sokakta yalnızca rüzgarın uğultusu ve bizim çığlıklarımız vardı. Belki dersiniz ''koca kızlar nasıl olur da çığlık atacak kadar kaptırırlar kendilerini?'' Hemen cevaplayayım, kartopu savaşında, tüm oyuncular, çocukluğundan helal bir nefes çekerek başlar oyuna. :) Şimdi sizlere 10 kişilik oyuncu grubumuzu göstererek yazımın sonuna geleceğim. Tabi bu fotoğrafı yakalamak, kar yağışı altında hiç de kolay olmadı :)



Bu güzel geceden geriye kalan fotoğraflar ve kulaklarda kalan kahkahalarla yazımı sona erdiriyorum. Umarım hayat boyu böyle eğlenebileceğiniz, zaman, arkadaş ve anlayışa sahip olursunuz.
Bursa'dan kucak dolusu selamlar...

Kübra SOYSAL

             

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder