31 Aralık 2011 Cumartesi

Yine Cumartesi

    Evet geldik yine bir cumartesi gününe. Hava durumundan haber vermek gerekirse,bulutlu. Bursa'nın alıştığım sonbaharında,alıştığım kasvetli bir havayı içime çekiyorum. Yağmur yağdı yağacak. Aslında hava kasvetliden de kasvetli de ben çaktırmıyorum. Öyle ki sevgili ev arkadaşlarımı doyurmanın mutluluk ve dinginliğini tam anlamıyla yaşayamıyorum. Ama beni tanıyanlar bilir,ben severim böyle havaları. Tam evde oturma ve pencereden dışarıyı izlerken kahve yudumlama havasıdır. Fakat bugün bunları yapmama engel bir program hazırlığımız olduğundan huzursuzum. Yaklaşık 2 saat sonra defi kaptığım gibi Neyzen Derya Kablan'a eşliğe gitmek zorundayım. Üstelik bu işte aşırı acemiyim. Fakat aynı şekilde aşırı ısrarcı bir arkadaşa sahipseniz acemiliğinizi görmemezlikten gelmeyi öğrenmelisiniz.
   Aynı zamanda bugünün sonrası yeni bir yılı beraberinde getiriyor. Yani bugün 31 Aralık 2011. Koca bir seneyi bitirmişken o senenin son gününü de bitirme yolunda ilerliyoruz. Bu yılın sonu demek benim için çok sevdiğim bir yiyeceğin son lokması gibi. Biraz buruk olabilir,ama yine de mutluyum. Ben 2011 yılını çok sevmiştim aslında. Bu yıl bana birçok güzellik kattı,birçok şey öğretti ve biraz canımı yaktı. Bu yüzden 2011 benim için gerçekten farklı bir yıl. Onun  için 'geride kalmak' deyimini kullanmak tarzım değil :)
   2011 benim için özel olabilir ama 2012'nin harikulade olmayacağını kim söyleyebilir? O halde gelsin 2012 bize neşe, sağlık, huzur getirsin. Rabbimden dileğim budur. Hoşçakalın.

9 Aralık 2011 Cuma

Minik ve Yeni Yetenek Vedat KAZAZ

     Yaklaşık iki yıldır bir 'Yetenek Sizsiniz Türkiye' furyası aldı başını gidiyor. Küçük-büyük, genç-yaşlı, kadın-erkek demeden herkesin inanılmaz rağbet gösterdiği bu program izleyiciler tarafından da çok seviliyor. Bu yarışmada olağan dışı yeteneklerle birlikte komik diyebileceğim şöhret olma hayalleriyle bizlere birşeyler sunan ve kendilerini yetenek sanan insanlar da görüyoruz.
     Fakat benim en çok dikkatimi çeken minik yetenekler oluyor. Çok sevimli ve doğal olduklarını düşündüğümdendir belki onları izlemekten büyük keyif alıyorum. Şimdi bunlardan yalnızca bir tanesi olan ve günde en az beş kere izlediğim, gerçekten yetenek olarak  addettiğim birinden bahsetmek istiyorum. Adı Vedat KAZAZ nam-ı diğer 'Depresyon Stayla'  :) Bu küçük yeteneği ilk olarak bir arkadaşımın facebook paylaşımları arasında izledim. Daha sonra ise evcek müptelası olduk diyebilirim. Yarışmaya İstanbul'dan katılan Vedat henüz 15 yaşında. Fakat yüzlerce bestesi olduğunu ve hatta birçok üniversitede sahne aldığını söylüyor. Aslında bu kulağa pek inandırıcı gelmese de ben inanmayı seçiyorum sanırım :) Bunun yanı sıra büyük bir hayran kitlesine de sahip olan Vedat KAZAZ bazı video paylaşım sitelerine de birçok bestesini eklemeye başladı.
     Bu popülerliğin sonunu çok merak etmekle birlikte başarılarının devamını diliyor ve doğallığını hiç kaybetmemesi için dua ediyorum. :)



     

Herkese Tünaydın, İkinci Öğretimlere ise Günaydın :)

   
  Saat 13:10 olsa da ben ve arkadaşlarıma gün yeni aydı.Çünkü bizler ikinci öğretimleriz :) Evet ikinci öğretim olmak çok farklı diğer insanlar bilmez. Bizim gecemiz gündüz, gündüzümüz gecedir.
     Bunun bize tek getirisi düzensiz bir hayatmış gibi görünse de öyle değil. Mesela doğum günlerini ilk bizler kutlayabiliriz,sahur için uyanmak zorunda değilizdir çünkü zaten uyanığızdır, gece olunca birçok dizinin partları tamamlanmış olur ve biz keyifle, kesintisiz bir şekilde izleyebiliriz vb... Tabi bunların yanında dezavantajları da var. Mesela o kadar geç uyumuşsundur ama sabah annen,baban,amcan,teyzen gibi sana ulaşmak için çırpınan insanlar sıraya girmiş olabilir. Üstelik açmadığında da ısrar etmeyi kendilerine görev bilirler. En sonunda ısrara yenilip telefonu açarsın, tek gözün kapalı salona koşarsın, telefonu açarsın ve karşılaştığın ses tonu uykunu açmaya yeter:' Ay Kübra nerdesin, neden açmıyorsun, merak ediyoruz heralde, inanmıyorum daha uyanmadın mı, biz öğle yemeğini yemek üzereyiz ve sen kahvaltı yapıcaksn öyle mi, evinizin bereketi olmaz kızım' gibi sözler kulağınıza sonra beyninize istila eder ve siz o şok etkisiyle zihnen öyle bir uyanırsınız ki bir daha uyu uyuyabilrsen. Fakat en huzurlu olduğumuz günler, telefonunuzun şarjının gece bitmiş olması ve uyandığınızda saatin 2-3 civarı olduğunu gördüğümüz günlerdir. Ailelerimize neden bu kadar tuhaf geldiğini anlayabiliyorum aslında bu durumun.Ve hak veriyorum onlara. Çünkü bizler islam kültürünü benimsiyor ona göre yaşamımızı düzenliyoruz.  Dinimizde de erken kalkmanın önemi zaten sabah namazıyla vurgulanmıştır. Ama bizim için hayat gece başlıyor. Otomatik olarak gündüzümüzü feda etmek zorunda kalıyoruz. Düşünsenizi hayatının en önemli işlerini akşam yapar ikinci öğretimler; ilim öğrenmek... Bu yüzden şuan ki hayatımıza aykırı kural ve davranışlar pek mümkün olamıyor işte.
     Sözün özü herkes bilsin ki ikinci öğretimler geç uyur geç uyanır. Ama inan ki geç yaşamaz :) Hoşçakalın.

8 Aralık 2011 Perşembe

Herkese Merhaba!

Yeni bloğum (aynı zamanda ilk) öncelikle bana,sonra arkadaşlarıma,sonra da tüm internet kullanıcılarına hayırlı olsun :) Blog hakkında pek bir bilgim yok fakat yavaş yavaş öğreniyorum.Burada yazılarımı sizlerle paylaşmak yorumlarınızı almak, biraz da eğlenmek istiyorum :) İlk blog yazısı gerçekten insanı terletir cinstenmiş :) Bu gece biraz heyecanlıyım aslında sabah kalktığımda burada bir hareketlilik olacak mı diye merak etmekten kendimi alıkoyamayıp kahvaltı yapmadan bilgisayarın başına geçmek gibi hedeflerim var mesela. Aslında bloglar bir takım dert ortakları olabilir bence yani iyi, güzel şeyler. Fakat derdinizi tüm dünyaya duyurmak, kaleminizin ortaya çıkardığı karalamalarınızı herkesin görebilcek olması fikri pek korkutucu görünse de o kadar da değil :) Yaklaşık 2 aydır bunu düşünüyordum,yani bir blog sahibi olmayı. Ve iki ay sonunda ancak karara varabildim. Umarım pişman olmam.Zira pişmanlık kötü şey...
Evet! Sanırım göz kapaklarım parmaklarımın durması gerektiği fikrini tüm sinyalleri kullanarak bana gönderiyor. O halde herkese iyi geceler :)