13 Temmuz 2014 Pazar

Bu Bir Vedadır Sandım

            Herkese kucak dolusu selamlar! Yeşil Bursa'dan merhabalar!
Bu bloğa ilk defa öğrenci kimliğim olmadan bir şeyler yazıyorum. Bakmayın böyle sıradan bir giriş yaptığıma. Öğrenci olmayışımı yazıya dökünce bir tuhaf hissettim. Tam 17 yıldır okuyorum, dile kolay. Kiminin 17 yıllık ömrü bile olamıyor; demem o ki bir ömürden daha fazla okumuş olabilirim. Şanslı mıyım yoksa yorgun mu? Bu soruya biraz dinlenince yanıt arayacağım. :)
            7 Haziran 2014 tarihi itibariyle Uludağ Üniversitesi'ne veda ettim. Yada şöyle söyleyeyim; bu bir vedadır sandım. :) Her neyse, burada, öğretmenlik yapabilmek için 6 aylık bir formasyon eğitimi almak üzere UÜ Eğitim Fakültesine kayıt yaptırdığımı yazmama gerek olmadığını düşünüyorum. En hızlısından mezuniyet gecemi paylaşmak isterim efendim. :)
            Ailemi, program kurallarına göre eleyerek davet ettiğim mezuniyet programı, onların ayakta kalması ve devamında benim sinirimin ayağa kalkmasıyla başladı. Kötü ötesi olacağını düşündüğüm program, bazı saçmalıklara gözlerimi yummam ve arkadaşlarımın yanımda olması sebebiyle güzel geçti. Velhasıl diplomalarımızı hocalarımızdan aldık heyecan dolu anlar yaşadık. Ama daha çok duygulandık. Bayağı gecenin sonunda ağlamaktan içimiz çıktı. Kolay mı? Tam 5 yıldır sevincini, üzüntünü, eksiğini, tamını, derdini, derdini, tüm derdini paylaştığın insanlardan ayrılmak kolay mı? Hiç değil. O yüzden biz de ayrılmıyoruz. Mekan birliği değil aslolan, gönül birliği. Rabbim gönüllerimizi bir eylesin. Gönüllerimiz ayrılmadığı sürece biz de ayrılmıyoruz.
            Benden sizlere tavsiye; bir dostla gönül birliği etmişseniz ne ala. Fakat gönül birliğiniz bozulmuşsa o dost değil sadece dost zannedilendir. Hayat bizi, dost sandığımız, yakın hissettiğimiz insanlarla tanıştırır. Lakin bizle kalanlardır en değerliler. Onları en güzel şekilde yüreğimde muhafaza edeceğim.
Saygılarımla...



30 Ekim 2013 Çarşamba

Bursa'nın Ufak Tefek Taşları

    Yapraklarını dökmeye kıyamayan bir sonbahar gününden merhaba! Umarım herkes ama herkes çok iyidir. Hiç uzatmadan bu günkü konumuza geçmek istiyorum. Uzun zamandır kızlarla toplu bir gezi programı düzenlememiştik. Rahime Abla sayesinde Bursa'nın Cumalı Kızık köyüne kahvaltıya gittik. Bursa'da yaşamayanlar için bu köyün adı pek de tanıdık gelmeyebilir. Fakat biz tüm Türkiye olarak bu köyü, bir zamanların en popüler dizisi olan ''Kınalı Kar'' ile tanıdık. Evet burası Kınalı Kar dizisinin çekildiği köy. 
    Buradaki çoğu ev ticarethane haline getirilmiş; kimisi gözleme evi kimisi kahvaltı evi... Etrafta koşuşturan şalvarlı, tontiş teyzeler ise elit bir restoranda size hizmet eden şık giyimli garsonlardan daha sıcak, hoş sohbet ve güleryüzlü. Şimdi bu şirin köyden, bloğum için çektiğim birkaç fotoğrafla devam edelim. :) 







Taptaze köy mamülleri bizi kendimize getirdi diyebilirim. Öğrenci olmak zor zanaat, nerede böyle tazecik, doğalcık şeyler :) 
Bu sene okulumuzun son senesi olması hasebiyle her dakikamızı birlikte geçirmeye çalışıyoruz. Bursa ve çevresinden daha birçok ilginç mekanla sizleri tanıştımak isterim. Takipte kalın!
Saygılarımla...



25 Eylül 2013 Çarşamba

Kübra Büyüyor

    Herkese merhaba! Gecesi en soğuk şehir olan Bursa'dan Kübra konuşuyor. Umarım herkes ama herkes çok mutludur, ben öyleyim zira. Sebepsiz mutluluklarım da çoktur benim fakat bunun bir sebebi var.
    Bu postun konusu çok kutsal. Bakmayın böyle sıradan bir giriş yaptığıma, asıl mesele zengin; hem hüzün hem nihayet içeriyor. Demem o ki; duymayan kalmasın Kübra artık son sınıf öğrencisi! :) Anlaşıldığı üzere nihayet içerme konusu okulumun bitiyor olması. Hüzün konusuna gelince ise başlık; dostlarım. Gönüllerimizin birliği ve muhabbetimiz bir ömür sürecek olsa da mekan birliğimizin azınlıkta olacağı yıllar bizi bekliyor. Bu gerçekten üzücü.
    Buradan tüm öğrenciler ve öğrenci gibi hissedenlerin yeni öğrenim yılını kutluyor başarılar diliyorum.
    Saygılarımla...

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Şehir Dedikleri Tam Bir Istanbul

   Merhaba! Kışı tekrar ağırlayan Bursa'dan herkese merhaba! Umarım ben yazmayalı, sizler de okumayalı herkes ama herkes çok iyidir. Maşallah benim keyfime diyecek yok! Çünkü kısa bir süre önce sevdiklerimle güzel günler geçirdim. İstanbul'da enerji depolayıp Bursa'ya döndüm nihayetinde.
   Bu bomba gibi girişten sonra bu yayının konusunu dile getirmeliyim. Ben bu İstanbul seyahatimde yalnız değildim. Ev arkadaşlarımla güzel bir haftasonunu İstanbul'da geçirdim. Biz evde 3 İstanbullu, 1 Samsunlu, 1 İzmitli olmak üzere 5 kişiyiz.Elif ve Derya'yı güzelliği dillere destan olan şehrimizi gezdirmek, hoş vakit geçirmelerini sağlamak için misafir ettik. Biz İstanbul'un Anadolu yakasında ikamet ediyoruz. Ama bilindiği üzere gezilecek ve görülmesi gereken tarihi mekanlar genelde Avrupa yakasında. Bu yüzden ilk günümüzü Avrupa yakasında geçirme kararı aldık. Erkenden de yola çıktık ki vakit kaybı yaşamayalım. Ama aksilik bu ya vakit kaybının kralını yaşadık. :) 4 mayıs cumartesi günü sis dolayısıyla vapur seferleri iptal edilmişti. Biz de hava durumuna bakmadan dışarı çıkmanın azizliğine uğramış olduk. Sis dolayısıyla deniz yolunu kullanmamız mümkün olmadı. İstanbul'da yaşayanlar bilir, karayolu ile karşıya geçmek tam bir işkencedir. Ama biz çok kararlıydık ve karşıya karayolu ile de olsa geçtik. Normalde deniz yoluyla 20 dakikada ulaşacağımız yere karayoluyla 3 saatte vardık. Bu büyükçe talihsizlik bizi hayli yorsa da Eminönü'ye ayak basar basmaz planlarımızı gerçekleştirmeye koyulduk. Süleymaniye, Sultanahmet, Beyazıt derken eğlene eğlene gezdik. :) Ve son durağımız çoğu İstanbul sakininin bildiğini tahmin ettiğim Mimar Sinan Kafe idi. Orada gezmekten yorulmuş bedenimizi ve gözümüzü dinlendirdik, İstanbul'un eşsiz manzarası ile...


   Ertesi gün ise tek durağımız vardı; güzel Üsküdar. Kızlar, Üsküdar'ın uğrak yeri olan Fethi Paşa Korusu'na bayıldılar. Ağaçların arasından görünen deniz manzarası ve deniz üzerinde süzülen narin Kız Kulesi... Koruyu katederken biraz yorulduk ama yeşili içimize çeke çeke yürüdük yine uzunca. Demem o ki; güzeldi, güzeldik.


   Okuduğunuz bu yazıdan hareketle herkesin mutlu olduğunu düşünseniz de öyle olmadı. Elif İstanbul'dan ''Allahım beni bu şehirden koru!'' dualarıyla ayrıldı. :) Çünkü Elif'in kalabalığa tahammülü yoktur. İstanbul'un mahşer alanı haliyle karşılaşınca da kendini dualarda buldu canıım beniim :) Tabi bu işin şakası. Nispet yapmış gibi olmayayım ama bizler beraberken hep eğlenir,güzel vakit geçiririz. Çünkü bizler best friendiz :) Elhamdülillah onlarla tanıştığım, kaynaştığım, gülüştüğüm ve ağlaştığım her güne! Allah bizleri kötülüklerden, kötü insanlardan ve ayrılıklardan esirgesin. Çünkü birinin eksikliği bile çok belli oluyor.
   İşte böyle; gezdik, gördük, eğlendik. İstanbul'da tavsiye edeceğim tek bir yer olamaz. Ben de size İstanbul'u tavsiye ediyorum. Her giden benim yerime tekrar tekrar gezsin, Mimar Sinan'da bir elma çayı da benim yerime içsin. Mutlu olsun, mutlu etsin. :) Vee hoşça kalsın! Hoşça kalın!

13 Mart 2013 Çarşamba

Sazım Ve Sözüm

   Herkese merhaba arkadaşlar! Aslında şuan bu yazıyı İstanbul'dan yazmayı çok isterdim. Çünkü annemi ve babamı çok özledim. Fakat yine sabahı sıcak, öğleni ılık, akşamı soğuk Bursa'dan sizleri selamlıyorum. Bu akşam sizlere, hayallerimden biri olan enstrüman çalmaktan bahsedeceğim.
Bilirsiniz herkese göre enstrüman algısı farklıdır. Mesela Derya'ya göre enstrüman ney ve yan flüttür, Feyza için ise keman... Benim için enstrüman; bağlamadır.
   Bir tutkudur bu; enstrüman çalmak. Önce sesi etkilemelidir insanı, ruhuna işlemelidir. Onu duyduğunda bulunduğu yerden göç etmelidir zihni, olmak istediği yere gitmelidir. Mesela ben bağlama sesini duyduğumda, içimin anadolusunda su testileri kırar taze gelinler. Ses yoğunlaştıkça kana kana içerim o suyu. Coştukça coşar sonra duygularım. İçtiğim su gözümde yaş olur bazen. Başımda yağmur yada... Öyle hissederim ki mutluluğu, baktığım her yer baştan aşağı mutlu oluyordur belki. Canlı renkler capcanlı, kırmızı güller kıpkırmızı oluyordur.
   İşte böyle bir tutkudur! Hayat verir, harekete geçirir insanı. Derdine derman, sıkıntısına ferah olur. Arkadaşı, annesi, çocuğu olur bazen. Mesela ilk öğrendiği eser, hasretle beklenen, mutlu bir haber gibidir. Çok çalıştığın sınavın, en güzel sonucudur. Nefesini keser bir tını. Ve sonra diline de gönlüne de pelesenk olur.
   Bu yüzden her insanın bir tutkusu olmalı diye düşünüyorum. Böylece hem zihnini hem ruhunu dinlendirir.
   Sonra o mutluluğu dostlarıyla paylaşmalıdır. Yada ben hemen bir bağlama almalıyım kendime, gecikmeden öğrenmeliyim. Sonra canlarıma bir fasıl düzenlemeliyim. Gönüllerimizi toplamalıyız küçük evimizde.
Ortak türküleri söyletmeliyiz dilimize...
   Ben çalmalıyım, çalmalıyım. Yüreğinizi ferahlatmalıyım. Dert ortağınız olmalıyım. Yüreklerinize hayallerimi tıngırdatmalıyım. Ve hayatınızın en güzel fasılı olmalıyım.
   Bu sözlerimden sonra koşarak müzik aleti satan dükkanlara gitmek istedim. Fakat biraz sabretmeliyim. Gecenin bu saatinde hoş olmaz çünkü. :) Bu hayalimi Allah'ın izniyle gerçekleştirirsem sizlerle de paylaşacağım. O anki mutluluğum bunun iki katı olacakmış gibi geliyor ama göreceğiz. Hayalperest arkadaşınızın mutluluk naralarını duymuş gibi okuyun fakat. :)
   Demem o ki; bir enstrüman da siz alın, hayat versin harekete geçirsin... Bence hiç de fena olmaz.İhtiyaç varsa da, bu tavsiyem şart olsun.
Yada beni dinlemeye gelin, pek yakında!
Yada ilerde, ilerde, ilerde...
Saygılarımla...




12 Mart 2013 Salı

Bu gün

Bu gün yağmurlu günlerin en salısı,
Toprak seni kokuyor.
Bulutların kabalığı üstünde,
Güneşe geçit vermiyor.

Bu gün yağmurlu günlerin en salısı,
Sokak lambaları sana benziyor.
Çatlıyor içime,
Ne oluyor, ne bitiyor, ne istiyor?

Tek bir yer sancıyor, derin...

7 Mart 2013 Perşembe

Bir Cuma Duygusu

   Herkese merhaba! Soğuk bir Bursa akşamında, klavyemi tıkırdatmaya tekrar başladım. Aslında sabah yazmam gereken bu yazıyı şimdi yazmalıyım. Çünkü yoğun olan günlerim artık daha yoğun. Bu yüzden bloğuma pek vakit ayıramaz hale geldim. Fakat unutmuş değilim. O benim her şeyim. :) Her neyse, tarih 8 Mart'ı gösterirken, benim içimde her hafta filizlenen o tarifsiz sevinç kendine yer bulmuş durumda. Çünkü artık günlerden cuma...
   Haftada 7 gün var. Fakat ben, cumayı ayrı bir severim. Nedense bana haftanın en fiyakalı günüymüş gibi gelir. Gün cuma oldu mu, uğraştığım her şey bana ayrı bir zevk verir mesela. Sanki cumaları çayımın şekeri daha iyi gibi, cuma kahvaltısında tüm yumurtalar çift sarılı gibi... Karnım daha güzel doymuş, yağmur daha güzel yağmış gibi... Tadı farklıdır cumanın! Parkta çığlık çığlığa oynayan çocukların sayısı artmış gibidir. İhtiyar amcalar, saçlarını daha bir özenle taramış gibi... Yetimlerin başı daha çok okşanmış, kimsesizlerin bir yurdu, ocağı olmuş gibidir. 
   O gün geldiğinde, insanların kafalarında iyilik halkaları mı bulunur ne? Mendil satan sokak çocukları oyuna mı dalar? Yoksullar doyasıya varlık mı görür? 
   Cuma mübarektir vesselam. Belki de birçok müslümanın, tek cami ziyaretidir. Ezanların sanki daha uzun, daha gür olduğu gündür. Davete icabet günüdür. Ruhların daha temiz, daha huzurlu olduğu gündür. Ve hep böyle kalacaktır.
   Nihayet bu haftanın ''huzurunu'' da selamladık. Rabbim utandırmasın. Davet etsin gidelim. Huzur bulsun kirli kalplerimiz. Bu güzel gün, şimdiden hayırlara vesile olsun. Tadı damağımızda öyle bir kalsın ki, bir daha ki cumayı, hatta her cumayı çölde su gibi isteyelim. Hayat akıp giderken, cumada kitlensin, öyle kalalım.
Saygılarımla, hayırlı cumalar!